Dışarıdaki dünya ve beynimizde oluşan dünya

Nasıl bir dünyada yaşıyoruz?

“Gerçek Dünya” dediğimiz aslında tam olarak nedir?

Rüyanızda gördüğünüz dünyanın, içinde bulunduğunuz dünyadan farkı nedir?

“Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler vardır. Ve kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz? Gökte rızkınız vardır ve size va’dolunmakta olan da.” (Zariyat Suresi, 20-22)

Tüm varlıkları yaratan ve yarattığı varlıkların aslını bilen Allah’tır. Tüm varlıklar, dağlar, ovalar, çiçekler, insanlar, denizler, kısacası gördüğümüz herşey, Allah’ın Kuran’da var olduğunu, yoktan var ettiğini belirttiği her varlık, yaratılmıştır ve vardır. Ancak, insanlar bu varlıkların asıllarını duyu organları yoluyla göremez, hissedemez veya duyamazlar. Gördükleri ve hissettikleri, bu varlıkların beyinlerindeki kopyalarıdır. Bu ilmi bir gerçektir ve bugün başta tıp fakülteleri olmak üzere tüm okullarda öğretilen bilimsel bir konudur. Örneğin şu anda bu dergiyi okuyan bir insan, bu derginin aslını göremez, bu derginin aslına dokunamaz. Bu derginin aslından gelen ışık, insanın gözündeki bazı hücreler tarafından elektrik sinyaline dönüştürülür. Bu elektrik sinyali, beynin arkasındaki görme merkezine giderek, bu merkezi uyarır. Ve insanın beyninin arkasında bu derginin görüntüsü oluşur. Yani siz şu anda gözünüzle, gözünüzün önündeki dergide bu satırları okumuyorsunuz. Bu derginin sayfaları sizin beyninizin arkasındaki görme merkezinde oluşuyor. Sizin okuduğunuz dergi, beyninizin arkasındaki “kopya dergi”dir. Bu derginin aslını ise Allah görür.

Yaşadığımız dünyaya ait algılarımızı oluşturan her türlü niteliği, her özelliği ve bildiğimiz herşeyi duyu organlarımız aracılığıyla öğreniriz. Duyu organlarımız aracılığı ile bize ulaşan bilgiler, bir dizi işlem sonucunda elektrik sinyallerine dönüşür ve bu sinyaller beynimizin ilgili noktalarında yorumlanır. Beynimizin bu yorumları sonucunda hep bedenimizin dışındaki kumaşa dokunduğumuzu, bizden 30 santimetre uzaklıktaki dergiyi okuduğumuzu, metrelerce uzaktaki ıhlamur ağaçlarının kokusunu aldığımızı ve çok yükseklerdeki yaprakların hışırtısını duyduğumuzu zannederiz. Oysa bu saydıklarımızın hepsi, aslında bizim içimizde gerçekleşen olaylardır. Derginin görüntüsünden yaprakların hışırtısına kadar herşeyin beynimizin içindeki haliyle, yani elektrik sinyallerinin yorumlanmasıyla meydana gelen kopyalarıyla muhatap oluruz.

Şu çok önemli bir husustur, bu durum yani maddenin beynimizde oluşan kopyasıyla muhatap oluyor olmamız onu “yok” hale getirmez. Ancak bize, insanın muhatap olduğu maddenin mahiyeti hakkında bilgi verir, ki bu da maddenin aslı ile hiçbir insanın muhatap olamadığı gerçeğidir.

Ahiretteki Görüntüler Dünyadaki Görüntülerden Daha Kaliteli Olacaktır

Allah’ın Halik ismi “Her şeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hadiseleri tayin ve tespit eden ve ona göre yaratan, yokluktan var eden” anlamındadır. Bu da bize göstermektedir ki, beynimizin dışında, Allah’ın yarattığı varlıklardan oluşan maddesel bir evren vardır. Ancak, Allah bir mucize ve yaratışındaki üstünlüğün ve sonsuz ilminin bir tecellisi olarak, bu maddesel evreni bize bir “hayal”, “gölge” veya “görüntü” gibi izlettirir. Allah’ın yaratışındaki mükemmeliğin bir sonucu olarak, insan beyninin dışındaki dünyaya asla ulaşamaz. Bu gerçek maddesel evreni bilen sadece Allah’tır.

Allah Halik sıfatıyla insanları anne karnında yarattığı ilk andan itibaren onlar için sonsuzluk da başlamıştır. Dolayısıyla dünyada Allah’ın yarattığı görüntüler sonsuzluk içinde ahirette yaratılmaya devam edecektir. Ancak aradaki fark, ahirette yaratılacak olan görüntülerin dünyadakinden çok daha kaliteli olacak olmasıdır. Dünyadaki görüntüler de ahiretteki görüntülere benzer, fakat ahiretteki görüntülerden daha düşük kalitededir. Rabbimiz ahirette görüntülerin netleşeceğine bir ayette şöyle dikkat çekmektedir:

“Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir.” (Kaf Suresi, 22)

 

 

Ayette bildirilen netleşmenin yanı sıra görüntüler ahirette Allah’ın izniyle kusursuz hale de gelecektir. Rabbimiz’den iman eden kullarına bir rahmet olarak mükemmel ve hatasız, bozulmayan, eskimeyen, kaybolmayan, unutulmayan, isteğimize göre değişen görüntüler yaratılacaktır. Böylelikle dünyada güzele ve mükemmele olan özlemimiz, karşılığını ahirette bulmuş olacaktır. (En doğrusunu Allah bilir.)

Ayrıca Allah’ın dünyada yarattığı zıt yönlü (güzel-çirkin, temiz-kirli, saray-kulübe gibi) görüntüler; O’nun yaratma sanatının iki farklı yönüne ve kudretine şahit olmamıza, Allah’ın izniyle cennetteki nimetlerin değerini daha iyi anlamamıza ve şükretmemize vesile olacaktır. Tüm bunlarsa, kusurlu dünyada dahi bunca güzellik yaratan Rabbimiz’in ahirette iman eden kullarına vaat ettiği sonsuz güzellikleri yaratmasının ne kadar kolay olduğunu anlamamızı sağlayacaktır.

SAYIN ADNAN OKTAR’IN RÖPORTAJLARINDA “MADDENİN ASLINA ASLA ULAŞAMAYACAĞIMIZ” KONUSU İLE İLGİLİ YAPTIĞI ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

* “Evet, beni en çok sarsan, en çok etkileyen, en olumlu etkileyen maddenin gerçek vasfını fark etmem oldu. Kendi bedenimde kendi ruhumda fark ettim, çok heyecanlanmıştım. Ben zannediyordum ki madde dışarıda vardır, işte biz de görürüz bir şekilde. Sonra baktım ki, tamam gerçekten dışarıda madde var ama biz maddenin görüntüsünü beynimizin içerisinde görüyoruz, yani sizin görüntünüzle benim görüntüm beynimde aynı yerde oluyor, bu çok müthiş bir olay. Ben mesela eskiden evin içindeyim zannederdim, sonra baktım ki ev benim içimde. Hayır dışarıda bir ev var gerçekten ama, benim içinde olduğum yer ayrı. Yani ben beynimin içindeki bir evdeyim.” (Sn. Adnan Oktar’ın 19 Eylül 2008 tarihli Türkiyepost Röportajından)

* “Teknik aletler gösteriyor Allah, kameralar gösteriyor. Mesela burada çok düzgün camlar, kitaplar, yazılar gösteriyor, beynimin içinde bu görüntüyü yapan bir güç var, benim beynim bunu yapamaz. Ayrıca kendi beynimin ne olduğunu da ben zaten göremiyorum, yani Allah’ın bana gösterdiği kadarıyla görüyorum. Allah dışarıda madde var diyor. Ben ona inanıyorum o kadar, ama ben görüntüsünü görüyorum. Bu beni çok etkilemişti, çok çok etkilemişti, lise sonda bunun farkına varmıştım. Hatta sabaha kadar da uyuyamamıştım heyecandan, öyle bir şey olmuştu…” (Sn. Adnan Oktar’ın 19 Eylül 2008 tarihli Türkiyepost Röportajından)

 

 

* “Şimdi televizyonun başındaki kardeşlerim izleyicilerimiz dikkatlice televizyonlarına baksınlar. Televizyon karşılarında mı beyinlerinin içinde mi? Hatta bir gözlerini kapasınlar, şöyle kenardan bastırsınlar. Bakacaklar ki televizyon oynuyor. Benim görüntüm de hareket edecek. Televizyon da oda da hareket edecek. Buradan bu cevabı alabilirler. Kesinlikle dünya metafiziktir. Yani fizik gibi görünmekle birlikte bütün alem metafiziktir. Bu çok çok hayret verecek ve büyük bir sırdır. Bazı insanlar daha bunu anlayamadılar. Bunu gerçek anlamda anladığında bir insanın iman etmemesi imkansızdır yani mümkün değildir Allah’ın izniyle. Çok çok büyük bir olaydır bu. Belki dünya tarihinin en büyük olaylarından biridir.” (Sn. Adnan Oktar’ın 23 Temmuz 2008 tarihli Çay TV Röportajından)

* “O kadar müthiş bir kalitede görüntü meydana geliyor ki… Çünkü beynimizin içi kapkaranlık olduğu halde müthiş aydınlık bir dünya var. Dikkat ederseniz pırıl pırıl hatta ışıktan gözümüz kamaşıyor o kadar net. Beynin içerisinde Allah ışığı meydana getiriyor. Dışarıda ışık yok. Bilim adamları da bunu kabul ediyorlar. Dışarıda sadece ışık dalgaları vardır. Dışarısı karanlıktır biz aydınlık olarak görüyoruz. Allah’ın nuruyla aydınlanıyoruz.” (Sn. Adnan Oktar’ın 23 Temmuz 2008 tarihli Çay TV Röportajından)

* “Sen dışarıda varsın ama beynimin içinde görüntü olarak oluşuyorsun. Yani ben senle bir monitör kanalıyla bağlantı kuruyorum. Beynimde çok kaliteli görüntü gösteren bir monitör var, o monitörün başında seni seyrediyorum. Sen de beyninde beni kendi monitörünün başında seyrediyorsun. Bir insan bu monitörün dışına çıkıp asla karşıdaki görüntüye doğrudan ulaşamaz. Yani hiçbir varlık bunu yapamaz. Herkes monitörün başındadır. Mesela çekim yapan kameraman da aynı şekildedir, devlet idare eden kişiler de. Mesela bir fabrika sahibi fabrikasının önüne gittiğinde, fabrikasının beynindeki görüntüsünü görür. Fabrikasıyla hiçbir şekilde bağlantıya geçemez. Dolarlarını sayan bir insan, beynindeki dolarları sayar. Yani monitördeki dolarları sayar. Hiçbir zaman doların dış dünyadaki aslıyla direkt bağlantıya geçemez. Onun hissini alabilir, görüntüsünü alabilir.” (Sn. Adnan Oktar’ın 23 Ekim 2008 tarihli Denmark (Danimarka) TV Röportajından)

* “…Yiyecek için de böyledir. Mesela, elma yiyen insan direkt elmayla bağlantıya geçemez. Elmanın kokusuna ait beynindeki algıyı alır, görüntüsünü alır, tat hissini alır ve dokunma hissini alır. Yani beş duyuyla alır, bu beş duyunun toplamına elma der. Dışarıda elma var ama o elmanın hayaliyle muhatap olur. Hiçbir şekilde elmayla muhatap olmaz. Mesela, Darwinistlerin hiç cevap veremeyeceği, metafizik, olağanüstü bir olaydır bu. Darwinistler dikkat ederseniz hiç bu konuya girmezler. Halbuki çok çok büyük bir olaydır bu…..” (Sn. Adnan Oktar’ın 23 Ekim 2008 tarihli Denmark (Danimarka) TV Röportajından)

Algılarımız Allah’ın Belirlediği Sebep-Sonuç İlişkilerinden Oluşur

Maddenin ve mekanın beynimizdeki bir algı olduğunu anlayan insan, diğer insanların bilmediği çok önemli bir sırrı daha kavrar: Dünyada geçerli olan sebep-sonuç ilişkileri, maddenin fiziksel özelliklerinin sonucunda veya insanlar arasındaki ilişkilerin neticesinde oluşmamaktadır. Her fiziksel etki, ayrı ayrı yaratılır. Örneğin atılan bir taş camı kırmaz; taşın atılması ve camın kırılması görüntüleri ayrı ayrı yaratılır. Gemileri suda yüzdüren “suyun kaldırma kuvveti” veya kuşları havada tutan “havanın kaldırma kuvveti” de aslında bizim beynimizde muhatap olduğumuz kopya varlıklara ait kavramlardır. Dolayısıyla aslında bu gibi “kuvvetler”in hepsi, gerçekte Allah’a aittir. Bu gerçek, bir Kuran ayetinde şöyle haber verilir:

“Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir.” (Hac Suresi, 65)


Dünya hakkında algıladığımız tüm hisler, görüntüler, tadlar ve kokular, aslında aynı malzemeden, yani elektrik sinyallerinden meydana gelmektedirler. Elektrik sinyallerini bizim için anlamlı hale getiren, bu sinyalleri koku, tat, görüntü, ses veya dokunma olarak yorumlayan ise beyindir. Beyin gibi ıslak etten oluşan bir maddenin, hangi elektrik sinyalini koku, hangisini görüntü olarak yorumlayacağını bilmesi, aynı malzemeden birbirinden çok farklı duyular ve hisler meydana getirmesi ise büyük bir mucizedir.

 

Tüm bu bilimsel gerçeklerden dolayı “Bedenimin bu dünyanın üzerinde yaşayan aslı ile muhatabım, ben de bedenimden dışarı bakıyorum” şeklindeki varsayım, hatalıdır. Böyle bir şey bilimsel olarak mümkün değildir. Bize bunu düşündüren tek neden, maddenin varlığına olan önyargıdır. Bu önyargıdan kurtulduğumuzda ise dünyanın gerçekte çok daha farklı bir yer olduğunu kavrarız. Dışarıda madde vardır ancak biz maddenin aslına ulaşamayız. Gördüğümüz ve hissettiğimiz herşey, Allah’ın bizim ruhumuza gösterdiği ve hissettirdiği algıların yorumlanmasıdır. Tek mutlak varlık ise, herşeyin Yaratıcısı olan, alemlerin Rabbi Yüce Allah’tır. Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilmiştir:

“Doğu da Allah’ındır; batı da. Her nereye dönerseniz Allah’ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir.” (Bakara Suresi, 115)

Doğduğunuz Günden Bu Yana Hayatınızı Geçirdiğiniz Yer Ya Aslında Küçücük Bir Oda ise ve Siz Hayatınız Boyunca Bu Odadan Hiç Çıkmıyorsanız?

* Şu anda gözlerinizi çevirip etrafa baktığınızda pek çok cisim görüyorsunuz. Duvarlar, eşyalar, gökyüzü, evler, insanlar, arabalar ve tüm bunların yanında bir de kendi bedeniniz. Tüm bu cisimlerin hepsi, bedeniniz de dahil olmak üzere aynı yerdeler.

* Bu yer acaba neresi? Bu yer dışarıda başka herhangi bir yer değil, doğrudan sizin beyninizin içindeki görme merkezidir. Yani muhatap olduğunuz tüm dünya, kendi bedeniniz de dahil olmak üzere, kafatasınızın içinde, beyninizin arka taraflarında yer alan birkaç cm3 hacmindeki bir alandadır. Tıpkı fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekerken metrelerce uzunlukta bir gökdelenin birkaç santimetre karelik küçük bir objektife tüm hacmiyle sığması gibi… Objektiften baktığımızda küçücük görünse de aslında gökdelenin metrelerce yükseklikte dev bir yapı olduğunu biliriz. Beynimizdeki küçücük görme merkezinde de bu şekilde hacimli bir dünya meydana gelir. Şu anda bu küçücük görme merkezindeki dergiye bakıyorsunuz. Dergiyi ellerinizle çevirirken gördüğünüz ve hissettiğiniz eller, beyninizin görme ve dokunma merkezlerinde yer alıyor. Bedeninizin tüm organları da aynı yerde; kafatasınızın içinde. Bu dergiyi okurken oturduğunuz koltuk, koltuğun içinde bulunduğu oda da aynı yerde.

* Siz gerçekte kafatasınızın içinde yer alan bu bedenin dışarıda var olan aslı ile muhatap olduğunuza mı inanıyorsunuz? Eğer buna inanıyorsanız, bilin ki onu şimdiye kadar hiç göremediniz.

* Bu durumda söz konusu bedenin şu an gördüğünüz bedeninizin dışında yer alan bir dev olduğunu kabul etmeniz gerekir. Şu an gördüğünüz, hissettiğiniz bedenin yaklaşık 1.80 metre civarında bir boyu olduğunu düşünüyorsanız, yapılacak kıyaslamada, dışarıdaki aslı ile muhatap olduğunuzu kabul ettiğiniz bedenin, birkaç cm3 boyutundaki algı merkezlerine göre bir dev haline geldiğini de kabul etmelisiniz. Eğer vücudunuz bir kule, bunları algılayan “Ben” de o kulenin tepesindeki hücrede yaşayan bir insan olarak düşünülürse, bu kulenin boyu en az birkaç kilometre olmalıdır. Eğer “ben” dediğiniz vücut görüntünüz 1.80 metre ise, dışarıdaki aslını gördüğünüzü iddia ettiğiniz maddesel beden de binlerce metre boyunda olmalıdır.

* Aynı durumu kilometrelerce uzayan bir vadiye bakan bir kişi için düşünelim. Eğer kişi vadinin aslını gördüğünü iddia ediyorsa, bu kişinin görme merkezinin de aynı şekilde en az kilometrelerce karelik bir alan kaplaması gerekir. Bu durumda insanın beyni, iç organları, kolları, bacakları da bununla orantılı şekilde dev bir boyuta dönüşmelidir.

Böyle bir şey söz konusu olmadığına göre, dışarıda onlarca metrelik bir gökdelenin veya kilometrelerce kare yer kaplayan bir vadinin asılları ile muhatap olduğunu iddia etmek son derece mantıksızdır.

Bir filmi farklı kalitelerde kaydedilmiş olarak seyretmek mümkündür. VCD kalitesi ile DVD kalitesi bir değildir. DVD’den izlenen filmin kaliteli görüntüsünü, aynı filmi VCD olarak izlerken elde etmek mümkün değildir. Son teknolojiyle elde edilen HD (High Definition-Yüksek Çözünürlük/Netlik) yayınlar ise DVD’den de kaliteli görüntü vermektedir. HD yayınlarda çok daha fazla detayı, daha net bir şekilde görme imkanı olduğu için, izlenen film daha çok zevk vermekte, güzel manzaralar, çiçekler ve mekanlar çok daha kaliteli görünmektedir. Ancak bunlar ne kadar kaliteli olsalar da nihayetinde bir görüntünün parçalarıdır. İşte aynı şekilde müminler de Allah’ın izniyle ahirette varlıkların dünyada ulaşamadıkları daha kaliteli ve net bir halini göreceklerdir.

İLK SİNEMA FİLMİNDEKİ GÖRÜNTÜLER DE GERÇEK ZANNEDİLMİŞTİ

Tarihteki ilk “sinema gösterisi”, maddesel evrenin kendisine ulaşamadığımız konusunda dikkat çekici bir örnektir. 1895 yılında Auguste ve Louis Lumierez adlı iki Fransız mucidin Paris’te yaptıkları bu ilk gösteride, istasyona yaklaşmakta olan bir trenin görüntüsü perdeye yansıtılmış, ancak salondaki izleyicilerin çoğu, trenin kendilerini ezeceğinden korkarak panik halinde dışarı kaçmışlardır.

Bu örnekten de anlaşıldığı gibi, bir görüntüyü “gerçek” sanabilmemiz, görüntüdeki teknik kalite ile yakından ilgilidir. İlk kez bir sinema perdesi gören insanlar, o döneme göre çok üstün bir teknolojiyle karşılaştıkları için, gördükleri trenin “gerçek” olduğunu sanmış ve paniğe kapılmışlardır. Bugün ise aynı etki, hologram (üç boyutlu görüntü) oluşturan özel gözlükler sayesinde elde edilebilmektedir. Bu gözlüğü takan insanlar, gözlerinin önünde oluşturulan sanal dünyanın gerçek olduğu hissine kapılmakta, bu hisse göre davranmaktadırlar. Oysa bu esnada, bunun tamamen sanal bir görüntü olduğunu kesin olarak bilmektedirler.

 

Açıktır ki tıpkı bu örnekte olduğu gibi tek mutlak varlığın Allah olduğunu ve maddenin ardındaki sırrı kavramamış olan insanlar da, oldukça inandırıcı görünen görüntülere aldanabilir ve maddesel evrene ait görüntüleri “gerçek madde” sanabilirler.

Allah Herşeyi An An Yaratır

Her ne yana bakarsak bakalım, Allah o anda baktığımız yöndeki görüntüleri an an yaratır. Doğduğumuz andan itibaren gördüğümüz görüntülerin kesintisiz, sürekli olması, Rabbimiz’in her an yaratmayı sürdürüyor olduğunun açık delilidir. Nitekim, göklerin ve yerin, yani evrenin sabit ve kararlı olmadıkları, sadece Allah’ın yaratmasıyla varlık buldukları ve Allah yaratmayı durdurduğunda yok olacakları bir ayette şöyle haber verilir:

“Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim’dir, bağışlayandır.” (Fatır Suresi, 41)

Elbette bu ayette maddesel evrenin Allah’ın kudreti altında tutulması anlatılmaktadır. Allah evreni, dünyayı, dağları, canlı cansız tüm varlıkları yaratmıştır ve onları her an kudreti altında tutmaktadır. Allah’ın Halik sıfatı bu maddesel evrende tecelli etmektedir. Allah Halik’tir, yani herşeyi yaratan, yoktan var edendir. Fatır Suresi’ndeki ayetin bir başka açıklaması da, insanların görmekte oldukları maddesel evren görüntülerini de Allah’ın her an tutmakta olduğudur. (En doğrusunu Allah bilir.) Allah zihnimize dünya görüntüsünü göstermemeyi dilese, tüm evren bizim için yok olur ve bir daha asla ona ulaşamayız.

“Kendileri yaratılıp dururken, hiçbir şeyi yaratamayan şeyleri mi ortak koşuyorlar?” (A’raf Suresi, 191) ayetinde ise yine insanların her an yaratılıp durdukları bildirilmektedir. Yani gördüğümüz görüntülerin kesintisiz, sürekli olmasının nedeni Allah’ın onları her an yaratıyor olmasıdır. Dolayısıyla, insan başta kendisinde olmak üzere her anında, her gördüğü, hissettiği varlıkta, Allah’ın sürekli yaratışının bir tecellisini görür. Bu önemli gerçek, ayetlerde şöyle bildirilmektedir:

“Ya da halkı sürekli yaratmakta olan, sonra onu iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? De ki: “Eğer doğru söylüyor iseniz, kesin-kanıt (burhan)ınızı getiriniz.” De ki: “Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar.”” (Neml Suresi, 64-65)

http://harunyahya.org/tr/Makaleler/12353/Disaridaki-dunya-ve-beynimizde-olusan-dunya